onkolojik-cerrahi-kapak

Hızlı Bilgi Formu

Onkolojik Cerrahi

Kanser, kontrolsüz hücre çoğalmasıdır. Vücuttaki doku ve yapıların bu kontrolsüz yapıya cevabının farklılığından dolayı kanserin davranışı da farklı olur. İnsan vücudunda bulunduğu bildirilen kontrolsüz hücrede günlük olarak oluşmaktadır. Lakin bağışıklık sistemi, kendine yabancı olanı yok etmeye göre tasarlanmıştır. Kontrolsüz çoğalma kabiliyetindeki hücreler, düzgün çalışan bağışıklık sistemi ile harap edilip vücudumuz kansere direnir. Bağışıklık sistemi yetmezliğinde, gıdalarımız sanayi kaynaklı(rafine) sağlığa aykırı olduğunda kanser gelişimine davetiye çıkartılır.

Meme Kanseri

Vücudun ön-üst kısmında ve cilt altında kolay ulaşılabilir olmasından diğer organlara göre kolay kontrol edilebilir bir özelliktedir. Meme kanseri her yaşta görülebilir. Özellikle otuzlu yaşlardan sonra görülme sıklığı artar.

Yaş ilerledikçe yakalanma sıklığı artar. Gençlerde meme kanseri gelişebilmektedir. Son yıllarda hasta sayısı artmaktadır. Tamamen korunma zordur. Lakin muayene ve tetkikleri zamanında yaptırmakla önlem alınabilir. Çoğunlukla sağlıklı yaşam, ideal kilo, düzenli egzersiz yapılmalı, dengeli beslenme olmalı, trans yağdan fakir gıdalar tüketmek riski azaltır.

Karın üst kadranda bulunan ve sindirim sisteminin ana elemanlarından olan midedeki gıdalar; kimi hemen (su gibi) kimi de saatler sonrasında (yağlı yiyecekler gibi) mideyi terk ederek onikiparmak barsağına ilerler.

Troid Kanseri

Tiroid bezindeki hücrelerin kansere dönüşümüyle ortaya çıkar. İsabetli teşhis ve tedavi yapılırsa, yüz güldürücülüğü artan bir hastalıktır. Boyunda kitle yada tiroid içinde nodül şeklinde ortaya çıkar. Nodül; nohut tanesinden tutun daha büyük kestane şeklinide alabilen, hücrelerin birleşip toplanmasıyla ortaya çıkan hastalıktır. İki tipi vardır Soğuk nodül(hormon salgılamaya) ve sıcak nodül(hormon salgılayan)şeklinde. Ehemmiyetli olan tipi, soğuk olanıdır. Ortalama %15 kansere dönüşüm olasılığı vardır. Soğuk nodüllü olanların ivedilikle tiroid iğne biyopsisi olması önerilir. Buradaki biyopsi amacı nodülde kanser varlığının teyididir. Alkol, sigara vb kanserojen maddelerden uzaklaşmak, Tiroid ultrasonografisi tetkiki yaptırmak, Sağlıklı gıdalar tüketimi bizi kanserden koruyabilir.

Guatr hastalığı; nefes almada zorluk, boyunda şişlik, sinirlilik, yorgunluk, kilo artışı, saçlarda zayıflık, yutkunma güçlüğü, cilt kuruluğu şeklinde ortaya çıkabilir, aşırı büyüdüğü zaman dışarıdan görülebilir.

Tiroid hormon dengesinin bozulması, metabolizmada değişime yol açar. Kolesterol seviyesi, vücut sistemleri, , osteoporoz, cinsel istek üzerinde etkileri var. Tiroid beziyle ilgili gelişen hastalıklar; tiroid iltihaplanması Guatr, tiroid kanseri. Tiroid hastalıklarından sık görüleni guatrdır. Yapılan çalışmalarda insanların %60’ında, başlangıç dönemde guatr varlığının bildiriyor. Kadınlar 5 kat daha risk altındadırlar. Noduler guatr, bir veya birden fazla tumru şeklinde büyüyebiliyor.

Tiroid Kanseri Teşhisi

Guatr küçükse tanı elle muayenenin sonrası, T3, T4, TSH kan seviyeleri ve tiroid sintigrafisi testleri uygulanır. Tiroid bezinin büyümesi boğazda yumru halinde şekil bozukluğu yapabilir. Bu durum, nodülleşme olarak tariflenir. Tedavisiz guatr hastaların da ileriki dönemlerde, nodülleşme olabilir. Kanser oranı nodüllerde, % 5 oranındadır. Tiroid kanseri olanların %95’i yaşamlarını normal şekilde idame ederler.

Tiroid nodülleri incelemesinde ‘ince iğne aspirasyon biyopsisi’ kullanılır; şüpheli olan ve kanser teşhisi konmuş hastalar ameliyat edilir. Ameliyat; takip sırasında, iyi huylu olduğu bilinen nodülü rahatsızlık verecek kadar büyüyen hastalara tavsiye edilir.

Tiroid Kanserinde Tedavi Yaklaşımı

Tiroid bezinde 4 tür kanser görülür.

Papiller Tip: Tiroid kanserlerinin yüzde 80’ini bu türdür. Çoğunlukla 20-50 yaş arasında tezahür eder. Kadınlarda erkeklere göre 3 kat daha fazla görülür. Küçük çocuklarda(14 YAŞ ALTI) en sık görülen tiroid kanseridir. Uzun yıllar (bazen 30 yıl) aynı boyutta kalıp 1 cm’nin altında kalarak belirti vermeyebilir. Guatr veya hipertiroidi nedeniyle bezin ameliyatla çıkartıldığında rastlantısal bulunma oranları artmıştır.

Ülkemiz nüfusunun yüzde 2’sinde bu tür kansere rastlanır. Denize yakın bazı ülkelerde kanser sıklığı artar. Bu durumun yüksekliği; aşırı miktarda deniz ürünü yenmesi ve bununla alınan aşırı miktarda iyodun tiroid bezinde iltihaplanmaya ve bu iltihap zemininde kanser çıkmasına ilişkilidir.

Tedavi: Cerrahi teknikle tedavi edilir . Tiroid bezi tamamen çıkarılı r (total tiroidektomi). Hastada ameliyat sonrası, eğer 1 cm’den küçük bir “mikrokanser” varsa, tiroid hormonu verilmesinden başka bir tedavi uygulanmıyor. Kanserin lenf bezlerine atlaması, kanserin tiroidi çevreleyen kapsüle gelmesi ve kanser çapının 1’cm den büyükse ameliyattan 6 hafta sonra radyoaktif iyot tedavisi verilir.

Bu tedavi, hastalığın gerek lokal olarak boyunda, gerek uzak metastaz şeklinde geri gelmesi olasılığını azaltıyor. Hastaların boynunda lenf bezi tutulumu olduğu takdirde; tiroid ile birlikte lenf bezlerinin de bir blok halinde çıkartılması gerekiyor. Eğer bu durumdan ameliyat öncesi şüpheleniliyorsa, lenf düğümü hiçbir şekilde cerrahi olarak çıkartılmıyor. Bu aşamada, gerekiyorsa iğne biyopsisi ile tanı konuyor, doku bütünlüğü bozulmadan hastanın tiroid bezi, lenf bezleriyle birlikte çıkarılıyor. İşte bu ameliyata total tiroidektomi+modifiye radikal veya fonksiyonel boyun lenf disseksiyonu ameliyatı adı veriliyor.

Hastaların takibi TSH değerleri ve Tiroglobulin değerleri ile yapılıyor. TSH hastanın aldığı hormon miktarını gösterirken Tiroglobulin değerinin “0” civarında bulunması hastalığın tedavi edilmiş olduğunu gösteriyor. Ancak bazı hallerde Tiroglobulin değeri yükselmeden de hastalığın geri gelmesi mümkün. Hastaların yüzde 90’ı tedavinin ardından sağlıklı hayatlarını sürdürüyorlar.

Folliküler Tip: Bu gruptaki hastalar, daha çok 40–60 yaş arası kadınlar. Tiroid kanserlerinin yüzde 10’unu oluşturuyorlar. Folliküler kanserler, tiroid kanserleri içinde tanısı en zor konan grup. Zira bu grupta gerek ameliyat öncesi yapılmış olan ince iğne biyopsisinde gerek ameliyat sırasında yapılan dondurarak hızlı incelemede (frozen section) lezyonun bir kanser olup olmadığını anlamak mümkün değil. Çünkü bu türde kanser olup olmadığını anlamak için; normal yapıdaki hücrelerden oluşan bu kitleyi çevreleyen kapsülün, herhangi bir yerinde, hücrelerin, bu kapsülü delip dışarı çıkıp çıkmadığının görülmesi gerekiyor.

Kapsülün bu şekilde bir istilası durumunda folliküler kanser, kapsülün sağlam kalması halinde iyi huylu folliküler tümör tanısı konuyor.

Tedavisi: Tedavileri papiller tipte olduğu gibi, total tiroidektomi ve istila yapmış kanser durumunda tümör büyüklüğü ne olursa olsun ameliyat sonrası radyoaktif iyot tedavisidir. Hastaların yüzde 80’i tedavinin ardından sağlıklı yaşamlarını sürdürebiliyorlar.

Medüller Tip: Genetik geçiş gösteren ailevi tipleri 1-20 yaş arasında görülürken, ailevi olmayanlar 40 yaşından sonra ve genellikle lenf metastazı yapmış olarak ortaya çıkıyor. Tiroid kanserlerinin yüzde 5’ini oluşturuyorlar.

Tedavisi: Total tiroidektomi (tiroidin tamamen çıkarılması) ve tümörün olduğu tarafa lenf disseksiyonu yapılması şeklindedir. Bu tipte ameliyat sonrası radyoaktif iyot kullanılmıyor çünkü tümörün çıktığı hücre, diğer tiroid hücrelerinden farklı olduğundan iyot tutamıyor. Takiplerinde kanda kalsitonin değeri ölçülüyor. Hastaların yüzde 60’ı tedavi ardından sağlıklı yaşamlarını sürdürüyorlar.

Anaplastik Tip: Bu tip, tiroid kanserlerinin yüzde 5’ini oluşturuyor. Genellikle 60 yaş sonrasında ve uzun yıllar tedavisiz kalmış papiller veya folliküler kanserlerin birden biyolojik davranışlarını değiştirerek hızla büyümeye başlaması ile oluşuyor. Bu durumda cerrahi yöntemler uygulanamıyor. Ancak hastayı rahatlatma amacıyla ile boyuna, radyoterapi tedavisi yapılıyor.

Mide Kanseri

Mide yenilen gıdaların vücuda alınıp faydalı hale dönüştürülmesi diye tarif ettiğimiz sindirim işleminde görev alır. Alınan gıdalar burada midenin özsuyu ile işleme tabi tutulur. Mide kaslarının ritmik kasılması ile çalkalama hareketleri ile ezilip içerik bulamaç şekline getirilir. Mide güçlü kas yapısından dolayı gıdaları parçalar ve hamur haline(kimus) getirir.

Mide özsuyundaki hidroklorik asit yiyeceklerin içindeki protein içeriğin parçalanması için güçlü olan bir kimyasal maddedir. Midenin iç zarı asidin yakıcı ve yıkıcı etkisinden mukus sayesinde korunur. Ülser hastalığında bu mukus tabakasının hasarı sonucu(ağrı kesici ilaçlar vb ) mide iç kılıfında tahribat oluşur. Mide de hücrelerin kontrolsüz çoğalması ile kanser gelişir.

Helicobacter pylori enfeksiyonu mide kanserlerinin %60 ının nedeni olarak bildirilmektedir. Yoğun tuzlu gıdalar, sigara içimi de artıran nedenleri olarak belirtilir. Japonya’da tütsülenmiş gıda (balık) tüketimi ile mide kanseri gelişimi birliktelik bildirilmiştir. Mide kanserinde genetiğin baskınlığı %1-3 ‘dür.

Mide kanserinin mide ülserin gibi her ikisinin benzer şikayetlerle ortaya çıkar. Bundan dolayı mide kanseri tanısı gecikebilmekte kimi zaman da meslekdaşlarımız tarafından erken fark edilmesi güçleşmektedir.

Mide kanseri erken dönemde; mide yanması, karnın üst kısmındaki ağrı, bulantı ve iştah kaybı gibi d özgü olmayan şikayetlerdir. İlerleyen süreçte kansızlık, cildin sararması, yutma güçlüğü, kilo kaybı, gaitada pis kokulu katran renkli kan gözlenmesi, kusma sebebiyle veya bariz olmayan gizli kanamadan dolayı göz sklerasında beyazlama vb şikayetler olabilir. Bu şekil şikayetleri olanlar bir sağlık kuruluşuna başvurmalı, mümkünse bir gastroskopi (ışıklı kamera ile midenin iç kısmına bakılması) yapılıp tümör veyaülser gibi lezyonların olup olma dığı açığa kavuşmalıdır. Mide kanserinde kesin teşhis için endoskopi eşliğinde kitleden biyopsi yapılıp patolojik tetkik şarttır.

Tanı konulduktan sonra hastalığın derecesini belirlemek önemli. Mide kanseri karaciğer, akciğer ve kemiklere özellikle lenf vasıtasıyla yayılır. Nereye kadar yayıldığının ve ne ölçüde yayıldığının gösterilmesi işlemi de evrelemedir. Bunun için biyopsi tanısı alan kişilerde hem karaciğer hem akciğere yönelik ileri tetkik yapılır. Karaciğer açısından çözünürlüğü yüksek magnetik rezonans inceleme (MR), akciğerler için çözünürlüğü yüksek bilgisayarlı tomografi (BT)dir. PET CT de görülemeyen kitleleri iyi gösterir.

Pozitron emisyon tomografi baş harflerinden PET CT filminde radyoaktif florla işaretli şeker (glukoz) damardan verilir. Hızlı çoğalan hücreler (kanserde olduğu gibi) şekeri çok tüketeceğinden yola çıkılıp bu tetkik oluşturulmuştur. Lakin mide kanseri tipleri (taşlı yüzük hücreli müsinöz adenokanser gibi, nöroendokrin tümör gibi) durumunda etkinliği kısıtlıdır. Bu tür kanser tiplerinde yüksek çözünürlüklü manyetik rezonans görüntüleme ve bilgisayarlı tomografi etkili/değerli tetkiklerdir.

Mide Kanseri tütsülenmiş ve salamura gıdaların çok tüketildiği Uzak Doğu toplumlarındaçok görülür. O bölgedeki insanlar 6 ayda bir endoskopi yaptırırlar. Böylelikle Japonya ve Güney Kore’de mide kanserini erken evrede yakalanabilir.

Salamura ve tütsülenmiş gıdaların tüketminden kaçınıp, Akdeniz tipi beslenme ve sigarayı bırakmayla Helicobacter pylor ienfeksiyonunun kontrolüyle mide kanserine tedbir alınır. Rafine gıda tüketimini azaltmak, yiyeceklerin de doğal yollarla elde edilmesi kanserden korunmak için tedbirlerdendir.

Pankreas Kanseri

Mide bölgesinde dolgunluk, rahatsızlık hissi, iştahsızlık Pankreas Kanserinin erken dönemde verdiği belirtilerdir. Lakin belirtiler olağan mide şikâyeti gibi algılandığından hastalığın erken teşhis olasılığı düşmektedir.

Pankreas Kanserinden Korunabilirmiyiz?

Sigara ve alkol tarzı kanser yapıcılardan uzaklaşmak, Organik Sağlıklı beslenmek, kilo fazlalıklarından kurtulmak, ,şeker hastalığı açısından dikkatli olmak, kanser genetiği pozitif olanların, düzenli kontrollerini yaptırması önemlidir.

Pankreas Kanseri Belirti Var mıdır?

Çoğunlukla müphem bulgular ile başlar. Mide bölgesinde dolgunluk, rahatsızlık hissiyatı, iştah kaybı erken dönemde hastaların genelinde görülür.Lakin istisnaen birden ortaya çıkan şeker hastalığı, pankreas kanserinin erken bulgu ve uyaranı olabilir. Ailede şeker hastalık hikayesi olmayanlarda bu şekil tablonun oluşması, dikkat çekicidir.

Alkol kullanımı ve safra taşı gibi bir neden yokken geçirilen pankreatit atağı da yine, pankreas kanserinin ilk belirtisi olabilir. İlerleyen hastalık dönemlerinde şiddetli karın ve sırt ağrısı, sarılık, kilo kaybı, karında şişlik gibi bulgularla seyredebilir. Maalesef bu bulgular hastalığın tedavi sınırlarını geçtiğinin de göstergesi algılanır.

Risk Faktörleri

Hastalığa neden olan kesin bir faktör hala net değil. Sigara kullananlarda riskin yükseldiği bilinir. Bunun dışında aile öyküsü, genetik faktörler ve bazı mutasyonların hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırdığı saptanmış durumda. Alkolün yoğun tüketimi suçlanmış tam netleşmemiştir.

Teşhis Yöntemleri

Kanser tanısında, kan testleri ve görüntüleme yöntemlerinden yararlanılıyor. Hastaların kan testlerinde; CA 19 9 ve CEA gibi tümör belirteçleri çoğunlukla yüksek çıkıyor. Safra yolunun tıkandığı hastalarda ise bilirubin değerleri ve karaciğer fonksiyon testleri yüksek bulunabiliyor. Görüntülemede kullanılan yöntemler ise; ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi veya manyetik rezonans. Bu yöntemler ile hastalık büyük oranda saptanabiliyor. Ağır sarılığı olan hastalarda tedavi hazırlığı yapılırken safra yoluna stent konması gerekliliği doğabiliyor.

Tedavi Yöntemleri

Öncelikli yöntem, cerrahi teknikle kitlenin çıkarılmasıdır. Ameliyat sonrasında kemoradyoterapi hastaların hemen hemen tamamında lazım olur. Tümörün cerrahi çıkarılmasının imkansızlaştığı lokal ileri evrede kemo-radyoterapi ile kitle boyutları küçültülüp cerrahi kür sağlanabilir. Hastalığın karaciğer gibi uzak organlara yayılım gösterdiği durumlarda ise uygulanan tek yöntem; kemoterapidir.

Pankreas karın arka duvarında yerleşmiş ve birçok kan ve lenf damarının akım yolu üzerinde yer alıyor. Bu nedenle tedavi sonrasında hastalığın nüks ihtimali yükselir. Tedavi edilen hastaların ortalama olarak 3 yıl içinde yeniden bu hastalık ile karşılaşmaları mümkün. Uzun vadeli başarı oranlarının artmasının ancak daha etkili kemoterapi ajanlarının bulunması ve kullanılması ile mümkün olacağı tahmin ediliyor.

Karaciğer Kanseri

Hepatit B ve Hepatit C yada sirozlu hastalarda gelişen karaciğer tümörleri, çoğunlukla erken dönemde belirti vermeyebilirler. Bundan dolayı kanında Hepatit virüsleri olan kişilerin düzenli sağlık kontrolü yaptırması tavsiye edilir.

Karaciğer Kanseri

Hepatit B ve Hepatit C sık görülen bir sağlık problemidir. Hepatit virüsünün varlığı, karaciğer kanseri gelişimi için çok önemli bir risk nedeni şeklinde değerlendirilir. Bundan dolayı kanında virüs bulunan yada kronik karaciğer hastalığı olanların, karaciğer kanseri açısından risk altında olduğundan zaman zaman takip edilmeleri gerekir.

Kanserden Korunma

Sigara ve alkol gibi kanser yapıcı maddelerden uzak durmak, Karaciğer yağlanmasında rol oynayan gıdaları yememek, Hepatit virüslerine karşı aşılamaşeklinde tedbir almak.

Kanseri Belirtileri

Erken dönemde bir bulgu vermeyebilir. Artan kitle çapıyla orantılı olarak karnın sağ tarafında yaygın bir ağrı ortaya çıkar. Evre ilerledikçe şiddetli karın ağrısına kilo kaybı ve karında şişlik eşlik eder.

Risk Faktörleri

Zemininde hepatit, siroz olanlarda karaciğer tümörleri tedavi edildikten sonra nükse meyillidir. Bundan dolayı tedavi sonrası yakın takip önemlidir. Bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile takibi yapılır. Ortaya çıkan yeni bir kitle olduğunda yeniden cerrahi girişim veya lokal tedavilerden birisi planlanır. Nakilli karaciğeri olan hastalar ise nüks etmeye karşı yakından takip edilir.

Tanı Yöntemleri

Tanısı, görüntüleme yöntemleri ile konur. Karaciğer tümörü ultrasonografi, bilgisayarlı tomografi ve manyetik rezonans ile görüntüleneilir. Ayrıyaten kan alınarak alfafetoprotein (AFP) karaciğer tümörlerinde yükselen bir belirteç olarak kabul edilir.

Tedavi Yöntemleri

Temel tedavisi, ameliyat ile çıkarmaktır.Yeterli karaciğer fonksiyonlarının olduğu ve kitlenin çıkarılabileceği hastalarda ameliyat tercih edilir. Lakin karaciğer naklinin gerektiği durumlarda vardır. Bu teknik, tümörün karaciğer içinde sınırlı olduğu siroz hastalarında yapılır. Ameliyata uygun olmayan hastalar için diğer bazı girişimsel yöntemler tercih edilir. İlk sırada yer alan; kemoembolizasyondur. Burada; karaciğer atardamarının içine ilaç verilir. Bu şekilde kitlenin büyümesi sınırlandırılır. Toleransın hasta açısından yüksek olduğu bilinir. Bunun harici diğer yöntemler; alkol enjeksiyonu, radyofrekans ablasyonu ve kriyoterapi uygulamasıdır. Bu tekniklerin tamamında kitleye lokal olarak ısı, soğutma veya kimyasal etki uygulanarak tümör dokusunun yok olması sağlanır. Başka kanserlerde sıklıkla kullanılan kemoterapi, karaciğer kanserlerinde yeterince etkili sonuç veren bir yöntem değildir.

Kanserin Sistematik Tedavisi

Karaciğer dışındaki lenf bezlerine veya diğer organlara kanserin yayılması halinde veya mevcut diğer tedavi yöntemleri kullanılmasına rağmen kanserin ilerlemesi ya da yayılması varsa “ilerlemiş” ya da “metastatik” karaciğer kanseri tabiri gündeme gelir. Bu aşamadaki karaciğer kanserinde kalıcı, tam bir şifa sağlamak, hastalığı tamamen yok etmek mümkün olmaz, yapılacak tüm tedavilerin amacı hastanın kansere bağlı şikâyetlerini azaltmak, mümkünse hastalığın ilerlemesini yavaşlatmadır.

Metastatik ileri karaciğer kanserinde yalnızca karaciğer üzerinde değil vücuttaki tüm doku ve organlarda etkili olan “sistemik tedavi” planlanır. Bu tedavi kemoterapi ilaçlarını ve hedefe yönelik tedaviyi içerir.
Kemoterapiye Karaciğer kanseri çoğunlukla dirençlidir, hiçbir kemoterapi ilacı ömrü uzatmıyor. Hedefe yönelik ilaçlar, tümörün büyümesinde ve yayılmasında önemli olan damarlanma özelliğini ve bazı proteinlerin üretimini engeller. Bazı çalışmalar ilerlemiş veya metastatik karaciğer kanserinde bu ilaçların yaşam süresini ortalama 3 ay kadar uzattığı ortaya çıkarılmış. Sirozu olmayan veya sirozu ağır durumda bulunmayan hastalarda ilaç etkili olabilir. İlaca bağlı yan etkiler iştahsızlık, halsizlik, ishal, kilo kaybı, ciltte kızarıklık ve/veya döküntü, el ayaları ve ayak tabanlarında soyulma başlıcalarıdır.

Günde 2 kez hap şeklinde ağızdan alınan hedefe yönelik ilaçlara sürekli olarak deam edilir. Belirli aralıklarla kan tahlilleri yapılarak karaciğer testleri ve kan sayımı değerleri kontrol edilmesi ilaç kullanırken önemlidir. Fazla yan etkiler varsa, karaciğer fonksiyonlarında giderek kötüleşme görülüyorsa ya da kan tahlillerinde anormallikler mevcutsa ilaca ara verilebilir veya doz düşürülür.

Kolon (Kalın Bağırsak) Kanseri

Sindirim sisteminin anüsle biten son 2 metrelik kısmıdır. Rektum son 15 cm.lik kısmıdır, gerideki bölümlerse kolondur. Kalın bağırsak kanserlerinin teşhis ve tedavisinde son 10 yılda gelişme olmuştur. Halen kalın bağırsak kanserleri tüm dünyada çok önemli problemlerden olup yıllık milyonlarca insanın hayatını risktedir.

Belirtileri

Kanın dışkıyla beraber veya dışkılama öncesi makattan gelmesi, halsizlik, çabuk yorulma veya nefes darlığı, dışkılama alışkanlığında değişiklik, dışkı çapında incelme , dışkılama sorası rahatlayamama, hala dışkı varmış gibi hissetme, kabızlık-ishal periyodları, dışkı ile sümüğümsü akıntı gelmesi, karın ağrısı, karında şişlik, bulantı-kusma sayılabilir.

Hemoroidal Hastalık(basur) Kanserle ilişkilimi?

Makatttan kan gelmesi kalın bağırsak kanserinin en sık görülen belirtilerindendir. Ne yazıkki bu şikâyetleri olan hastaların büyük bir kısmı şikâyetlerinin nedeninin basur olduğunu düşünerek uzun bir süre doktora gitmez. Lakin makattan kan gelmesinin basurun yanı sıra kalın bağırsak kanseri dahil başka birçok hastalıkta da olabilir. Elli yaş üstündeki hastalarda kanserden şüpheleniliyor ise hastanın bilinen hemoroidal hastalığı olsa bile kolonoskopik inceleme de mutlaka planlanmalıdır.

Risk Faktörleri

Hastanın yaşadığı yer: Kalın bağırsak kanserinin görülme sıklığı ülkeye ve yaşanan bölgeye göre değişir. Yaşam şekli: Kalın bağırsak kanserleri sigara ve alkol kullananlarda, az lifli gıda (sebze, meyve) alanlarda, diyabet, obezite sorunu olanlarda ve hareketsiz bir yaşam tarzına sahip kişilerde daha sıktır. Yaş: Çok genç yaşlarda da görülmekle birlikte hastalığın sıklığı yaşla birlikte artar. Polipler: En önemli risk faktörüdür. Çoğu kanser polip zemininde başlar. Ailede kalın bağırsak kanseri varlığı: Anne, baba veya kardeşlerde kalın bağırsak kanseri olan kişilerde kanser gelişme riski artar. Özellikle kanserli kişiler 50 yaşın altında ise risk daha da artmıştır. Benzer şekilde FAP, HNPCC gibi bir takım hastalıklarda kalın bağırsak kanserine genetik eğilim vardır. Ülseratif kolit ve Crohn gibi inflamatuar bağırsak hastalıkları. Rahim ve yumurtalık kanseri olan kadınlar. Başka nedenlerle radyasyon tedavisi görenler. Ancak, kalın bağırsağında kanser gelişen insanların %75’inde bu risk faktörlerinin hiçbiri yoktur.

Tanı Yöntemi

Kalın bağırsak kanseri tanısı için muayenenin yanı sıra kolonoskopi ve biyopsi yeterlidir. Ancak tedavi şekline karar verebilmek için hastalığın yayılım derecesinin belirlenmesi gerekir. Bu amaçla tomografi, ultrason, endo ultrason, MR ve PET gibi tetkiklere başvurulabilir.

Tedavi Yöntemi

Kalın bağırsak kanserinin ana tedavi yöntemi cerrahidir. Ancak bazı hastalarda ameliyat öncesi veya sonrası kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanabilir.

Tedavinin Amacı?

Hastalığın tamamen tedavi edilmesi veya bu mümkün olamıyor ise yaşam süresinin uzatılmasıdır. Özellikle son 10 yılda tanı ve tedavide sağlanan ilerlemeler sayesinde kalın bağırsak kanseri olan hastalara uzun ve kaliteli yaşam yolu açılmıştır.

Hastanın yakınmalarının giderilerek yaşam kalitesinin artırılması diğer amaçtır. Bu amaçla kullanılan yöntemlerden bazıları şunlardır:

Minimal Invaziv Cerrahi

Kalın bağırsak kanseri tedavisinde geçmişte ameliyatın tek yolu hastanın karnına yapılan ve uzunlukları 40-50 cm’ye kadar ulaşabilen kesilerdi. Bugün laparoskopik cerrahi, tek port cerrahi ve robotik cerrahi gibi yöntemler kalın bağırsak kanserlerinin tedavisinde kullanılmaktadır.

Ostomi (Karından Dışkı gelmesi – Torbaya Dışkı gelmesi)

Rektum olarak isimlendirilen kalın barsağın son bölümünün son 3-4 cm’lik kısmı dışında ameliyat sırasında bağırsağın belli kısmı çıkarıldıktan sonra her iki uç tekrar birbirine bağlanır. Hastaların bir kısmında birleştirilen yer iyice iyileşene kadar geçici olarak (6-8 hafta ) ince bağırsak dışarı alınabilir. Hastalar büyük abdestlerini normal yolla yapabilir. Anüse çok yakın kanserlerde ise anüs iptal edilerek, bağırsak karın duvarına ağızlaştırılır. Böylelikle hastanın karın duvarına yapıştırılan bir torbaya dışkılaması (kolostomi) temin edilir. Ameliyat geçmişe oranla günümüzde çok daha az hastada ( tüm kalın bağırsak kanseri hastalarının %5 ‘inde) gerekip, hastaların büyük bölümü büyük abdestlerini normal yoldan sağlamaktadır.

Yalnızca kalın bağırsaktaki tümörün çıkarılması kalın barsak kanserinde yeterli olmaz. Kanserin yayılma olasılığı olan lenf bezlerinin ve varsa; başka organları tutmuş kanserli dokuların da tamamen çıkarılması gerekir (küratif rezeksiyon). Hastanın ameliyat bögesinde çok az da olsa kanserli doku kalırsa (palyatif rezeksiyon), hastaların çoğunda hastalık bir süre sonra tekrarlar (lokal nüks ). Bundan dolayı hastaya küratif bir rezeksiyonun yapılmış olması son derece ehemmiyetlidir.

Kalın Bağırsak Kanserinde Hastalık seyri nasıldır?

Kalın bağırsak kanserinde hastalığın seyrini belirleyen üç ana faktör vardır:

1. Kanserle ilişkili faktörler
Kanser genel bir kavramdır. Ama her bir kanserin farklı farklı makroskopik ve mikroskopik özelliklerine göre değişen saldırganlık derecesi vardır. Kanserin yerleştiği bölge: Kalın bağırsak kanserlerinin tümü göz önüne alındığında, kalın bağırsağın rektum adı verilen son 12-15 cm’lik bölümünün tedavisi kolon adı verilen diğer bölümlerine göre biraz daha zordur. Evresi: Kanserin duvarı içindeki yayılma derecesi, çevresindeki organları tutup tutmadığı, lenf bezleri veya uzak organ metastazı gibi faktörler hastalığın evresini belirler. Kalın bağırsak kanseri erken dönemde yakalanmış ise tamamen tedavi edilebilir.

2. Tedavi ile ilgili faktörler
Kalın bağırsak kanserlerinde tedavi yöntemlerinin sıralaması ve uygulanma şekli son derece önemlidir. Yapılan ameliyatın onkolojik radikalliği önem arzeder.

3. Hasta ile ilişkili faktörler:
Hastanın yaşı, eşlik eden hastalıklar, bağışıklık sistemi, genetik faktörler vb nedenler.
Karaciğer ve/veya Akciğere Yayılmış(metastaz) Hastalıkta kür şansı var m?
Damarlarla akciğer veya karaciğere yayılabilir. Metastazların sayı olarak çok, ede yaygınlığında hastalara kemoterapi verilir. Yaygınlığı bulunmayan metastazlar ise ameliyatla dışlanır. Bu hastalara ameliyat öncesi veya sonrası kemoterapi yapılabilir. Yine uygun olan hastalarda RF, TAKE, Cyberknife gibi yöntemler tercih edilebilinir.

Yayılmış(karın içi) Kalın Bağırsak Kanserine Tedavi uygulanır mı?

Karın zarına yayılma çok yaygın değil ise bu hastalar ameliyat ve aynı esnada yapılan kemoterapi ile tedavi edilebilirler (Sitoredüktif cerrahi + Isıtılmış kemoterapi – HIPEC).
Kalın Bağırsağı Tıkamış Kanserlerde Tedavi şekli nedir?
Bazı kalın bağırsak kanserleri bağırsak tıkanıklığına yol açtıktan sonra tespit edilirler. Bu hastalar ya acil olarak ameliyat edilir ya da tıkanan bölgeye bir stent yerleştirilerek tıkanıklık giderilir. Stent sonrası gerekiyorsa tümöre yönelik ön tedaviler de (kemoradyoterapi gibi ) tamamlandıktan sonra ameliyat daha uygun koşullarda yapılabilir.

Kanser engellenebilir mi?

Erken evrede yakalandığında kalın barsak kanseri tedavisi mümkün olan hastalıklardan biridir. Bundan dolayı kanser erken evrede veya en iyisi hiç büyümeden (prekanseröz aşamada) saptanmalıdır. Sıkıntısı olan hastaların hemen doktora başvurması çok önemlidir lakin şikâyet oluşturmuş kalın bağırsak kanserlerinin çoğu ne yazıkki erken evreyi kaçırır. Bundan dolayı yakınması yoksa da 50 yaşından itibaren sağlıklı insanların belli aralıklarla tarama testlerine girmesi gereklidir. Bu amaçla dışkıda kan testi, sigmoidoskopi, kolonoskopi ve kalın bağırsak filmi gibi tetkikler kullanılır.

Kalın Bağırsak Kanserinde Tedaviyi takiben ne yapmalı?

Tedavi bitiminden sonra ilk 2 yıl 3 ayda bir, ikinci yıl ile beşinci yıl arasında 6 aylık aralıklarla kontrol muayenesi yapılmalıdır. Kontrollerde hastalığın evresine bağlı CEA testi, bilgisayarlı tomografi, kolonoskopi ve ilave tetkik yapılabilinir.